ALEM VE HAYAL İLİŞKİSİ

Alem-i maddide her şeyin bir başlangıcı vardır ya da olmalıdır.

Bizlerin yani insan varlıklarının perdeli zihinleriyle algılayabildiği gerçeklik bunun üzerine kuruludur.


Ve hiçbir akıl sahibi insan ya da aklının getirilerini kullanmaya devam eden insan mutlak yokluktan varlık çıkarabilecek bir teori üretmez, çünkü bu insan aklı için mümkün gözükmez. Varlık ve yokluğun ayırımını dünyevi açıdan yapıyoruz; sonsuzluğun kendisine bu dokunmuyor. İnsan olarak bu dünyada yaşadığımıza göre bu insani açıdan bakmamız dışında bir çaremiz yoktur. Bu bakış açısını ancak bu dünyanın sınırlamalarından soyunarak aşabiliriz ve böylece en yüksek hakikatin yattığı yokluğa geçebiliriz. Bu yola gerçekleşme diyoruz. (Guenon, 2013)[1] Bu vesileyle insan aklı: varlıktan bir varlığın doğabileceğine ve doğan varlığın öncesinde başka bir varlığın mevcudiyetinin olması gerektiğine ezcümle; her şeyin bir başlangıcı olması gerektiğine ilişkin çıkarım yapar.

Akıl sahibi olmasının yanında bir inancı benimseyenler ise yokluktan varlık doğabilme halini bir Tanrı’nın mevcudiyetini kabul etmekle açıklayabilir. Ancak çok Tanrılı dinlere inananlar dahi hep teklikten çokluğa giden bir anlayışı benimser yani Teogoni önce Tek Tanrı’nın olduğuna ve sonra diğer Tanrı’ların oluştuğuna dayanır.

Oysa tasavvufi anlayış özellikle İbn-i Arabi yorumuyla anlam kazanan düşünce; varlığın, hiçlikten yani diğer bir deyişle mutlak yokluktan meydana geldiğidir. Her şeyin bir başlangıcı olduğuna inanan sadece insan aklını kullanarak elde edilen ideoloji; âlemin yaratılışında yatan gizemi açıklamakta çaresiz kalır. Çünkü her şeyin bir başlangıcı olduğu kabul edildiği takdirde âlemde hayatın ortaya çıkabilmesinin bir patlamayla meydana gelmesinin yanında bu patlamada inorganik varlıkların nasıl organizma kazandıklarını açıklamak imkânsız hale gelir. Organizma kazanan varlıklara bilinç ve şuurun nasıl yerleştiği ise yine açıklanması mümkün olmayan bir alanı doğurur.

İşte akıl ile açıklanması mümkün olmayan bu sorgulamada ilahi bir rehberliğe ihtiyaç vardır. Allah, başlangıcı olmayan, zamansız ve mekansız olarak ve âlemde yer alan her şeye kendi suretini yansıtarak bu suretlerle kendi hayalinde tüm organizmalara varlık kazandırandır. Allah “âlemde” kendi hayalinden sanal bir gerçeklik yaratır ve bu sanal gerçeklik içinde kendi tezahürleriyle maddi gerçeklikler kazandırır. Alemin tamamı kurgulanmış ideaların suretleridir. Bu nedenle vucudi mertebe, ancak ve ancak hayal mertebesidir. [2] Varlık ve oluş (Vücud ve Kevn) alemi bir hayal olup gerçekte bu, Hakk’ın bizzat kendisidir. [3] İşte burada “Ben gizli bir hazine idim. Bilinmek istedim, mahlukatı yarattım.”[4] hadisi anlam kazanır. Çünkü Cenab-ı Hak bilinmeyi arzu etmesiyle bu alemi yaratmış bulunur. “Ancak bu yaratım yoktan var etme değil, aksine ilahi zatın yaratıcı tahayyülünün ürünüdür.”[5] Ve bu alem Allah’ın dikkatini vermeye devam ettiği sürece devamlılık kazanır, Cenab-ı Hak bu alemden ilgisini çekerse alem varlığını sürdüremez.

Bizler perdeli zihinlere sahip olan zatlar olarak alemi maddi gerçeklik üzerine oturtmaya ve maddi olarak gerçek sanmaya, alemin sembolik mahiyetinin idrakına erişmekte zorlanırız.[6] Oysa, Cenab-ı Hak’ın hayal olarak yarattığı bu alem bir rüya alemidir ve idrak olunan tüm maddi olgular sadece sembollerden ibarettir.Hz. Peygamber; “İnsanlar uykudadır ve öldüklerinde uyanırlar.” Hadis-i şerifi ile, bu hayatta gördüğümüz her maddi olgunun bir rüya olduğunu da teyit eder. Bu vesileyle, bu hayatta uyku halinde rüya gördüğümüz takdirde rüya içinde rüya görmüş oluruz. Burada Hz. Yusuf’un rüyasında kardeşlerini yıldızlar, babasını Güneş ve annesini Ay şeklinde gördüğü ve sonradan Mısır’da kardeşlerinin önünde secde ettiği esnada bunun önceden gördüğü rüyanın tevili olduğunu yani İbn-i Arabi’nin izahıyla “hayal suretinde gösterdikten sonra onu his aleminde açıkladığı” örneklendirmesini yapmak uygundur. Ve yine Hz. İbrahim’in rüyasında oğlunu kurbanlık Koç gibi görmesi örneği de bunu desteklemektedir. Bu alemde bize her şey sembol olarak gözükmektedir ve biz tüm alemi bir rüya şeklinde görerek kendi sembolizmimizle yorumlamaktayız. Her rüya tabire ihtiyaç duyar ancak Peygamberler dahi rüyanın sembolizmi ile gerçekliğin tezahüründe yanılgıya düşebiliyorlarsa biz perdeli zatların bu hayatı rüya ve rüyanın içinde rüya olarak kendi sembolizmimize göre yanılgılarla algılamamız da mümkündür.

İzutsu şu şekilde izah eder ki; “Eğer peygamberler böyle olurlarsa, avamdan rüyalarını ve yakazalarını doğru tabir etmeleri nasıl bekleyebiliriz? Bunun için alelade bir kimsenin, tabiatta vuku bir olayın, buna daha yüksek Hayal kademesinde tekabül eden bir başka olayın sembolü olduğunu görmemesi pek tabiidir.”[7]

Rene Guenon ise “Uyuyan kişi rüya gördüğünü biliyorsa eğer gördüklerini umursamaz.”, der rüyanın rüya gördüğümüzü unuttuğumuz zaman rüyamızdan bağımsız bir gerçeklik atfettiğini söyler ve ekler; “Benzeri halüsinasyon için de geçerlidir. Buradaki yanılgı algılanan nesneyi gerçek sanmaktan gelmiyor, bilakis ona bir tür yanlış gerçeklik yüklemekten geliyor. Herhangi bir şekilde gerçek olmayan bir şeyi algılamak mümkün değildir. Manevi gerçekliği cismani gerçeklikle karıştırmaktır bu.”[8]

İzutsu konuyla bağlantılı olarak “İbn Arabi hissi varlıklar bakımından “rüya” ile “gerçek” arasında esaslı bir fark bulunmadığı düşüncesini ileri sürmektedir.” der. Ve İbn Arabi görüşüne göre “gerçek” denen her şey de rüyadır birer hayaldir ve Varlığın beş mertebesi yoluyla bunu açıklamaya başvurur.

Varlığın beş mertebesi, tasavvufi bir deyişle “Hazarat-ı Hams” (İslam ansiklopedisi) vahdet-i vücudu benimseyen mutasavvıflar(İsa Çelik-İlahiyat Fakültesi) tarafından Allah’ın her an yeniden zuhur etmesi ve bu alemin sürekli yeniden yaradılışı üzerine kurulu kavramdır. Beş mertebe şu şekildedir; 1)Zat Mertebesi, 2) Sıfatlar ve İsimler(Esma) Mertebesi, 3)Ef’al mertebesi, 4) Hayal Mertebesi, 5) His Mertebesi

Sufiler varlık denilen şeyin “hakikati” olması gerektiğini söylerler. Varlığın zorunlu olduğunu vücud ile dış dünyada gerçeklik taşıdığını ve Cenab-ı Hakk’ın bu vücutta zuhur ettiğini kabul ederler. İbn Arabi düşüncesine göre; tüm varlık alemi onun bahsettiği bu beş mertebe içinde tecelli eder ve bu beş mertebe varlık alemi için tecelli aracıdır.

Bu alemlerden en altta bulunan hisler alemi ya da his mertebesi yukarıda bahsedilen her maddi olgunun sembol olarak idrak edildiği ve İbn Arabi’nin mistik sezgi diye adlandırdığı mertebedir. Bu mertebe dolayısıyla bizlerin uyanıkken maddeleri sembolik olarak yorumladığımız anlamları ile uyku halinde gördüğümüz rüyalarda ortaya çıkan olgular aynı mahiyettedir.

Ancak insanın uyku hali ile uyanıklık hali arasında bu idrakindeki farklılık; uyanıklık halinde dış dünyadaki dinamiklerden etkilenme ve engellenme durumu mevcut iken uyku halinde tüm dış dinamiklerden arınarak saf ve atıl bir zihin yapısında kaldığından, hislerin faaliyete geçebilecek ortam bulabilmeleri ile ilgilidir.

Peki uyku halinde dahi Hz. Peygamberler rüyada görünen sembolizmin tabirinde yanılgıya düşebilirlerse, perdeli zihne sahip olan bu insan varlıkları uyanıklık halinde dahi hayal mertebesinde zuhur eden sembolizmi doğru yorumlayabilecek yetiyi elde edebilir mi? Bu yetiyi elde edebilen insanın özellikle kendi nefsini terbiye etmiş olması ve kendini zihninin onu inandırdığı tüm maddi gerçeklik olgusundan arındırmış olması gerekmektedir. Ve İzutsu’nun da anlattığı şekilde bunun için insana ait olan tüm akli faaliyetlerin terk edilmesi ve en alt mertebeye inilmesi ve artık aklın bir engel teşkil etmediği sadece sezgilerin ortaya çıkabildiği düzeye inmesi gerekmektedir. Bu “hayvanlık” ya da “hayvaniyyet” mertebesi olarak da bilinen mertebedir. Ve bu mertebeye inmek için bir saykodelik ilaç ya da uyarıcıların da kullanılması değildir. Bu; akli melekeleri yerinde olan bir kişinin insanoğluna bahşedilmiş duyum, görüm eşikleri gibi eşiklerinden yani şahadet aleminden kendini kurtarmış olması durumudur. Bu durumda insan artık “saf akıl” haline yükselebilir ve Ka’şani’nin (? Yazar mı kitap mı) dediği gibi; “yani aklın bütün fiziksel engellerden azade olduğu manevi bir hal[9]” olur.

İşte kişi bu halde fena mertebesine ulaşır ve mutlak hakikate yani Hakk’ın varlığının bütün varlığın kaynağı olduğu mutlaklığa erişir.

KAYNAKÇA


Bedirhan, M. 2020, Güz Yarı-Yıl Tasavvuf Düşüncesi Dersi, Ders Notu, Üsküdar Üniversitesi, 2020.

Ebu Zeyd, “Sufi Hermenötik”, Çev. Ceyhan S., 2018.

Guenon, R. “Varlığın Mertebeleri”, Çev. Yalsızuçanlar V. 2013. https://sorularlarisale.com/ Tarih: 07.12.2010 - 00:00 | Güncelleme: 01.04.2020 - 11:36, “Ben bilinmeyen (gizli) bir hazine idim, bilineyim istedim,.. diye devam eden hadisin kaynakları var mı?”

Izutsu, “İbn Arabi’nin Fusus’undaki Anahtar-Kavramlar”, çev. Özemre, 2020.

[1] Guenon, R. “Varlığın Mertebeleri”, Çev. Yalsızuçanlar V., s. 24, 2013. [2] Ebu Zeyd, “Sufi Hermenötik”, Çev. Ceyhan S., s. 57, 2018, bknz. el-Futuhatu’l Mekkiye, II, 311. [3] Izutsu, “İbn Arabi’nin Fusus’undaki Anahtar-Kavramlar”, Çev. Özemre, 2020, s. 24. bknz. Fusus, s.200/159/287/III-253. [4] https://sorularlarisale.com/ Tarih: 07.12.2010 - 00:00 | Güncelleme: 01.04.2020 - 11:36, “Ben bilinmeyen (gizli) bir hazine idim, bilineyim istedim,.. diye devam eden hadisin kaynakları var mı?” [5] Guenon, R. “Varlığın Mertebeleri”, Çev. Yalsızuçanlar V., s. 57, 2013. [6] Izutsu, “İbn Arabi’nin Fusus’undaki Anahtar-Kavramlar”, çev. Özemre, 2020, s. 25. [7] Izutsu, “İbn Arabi’nin Fusus’undaki Anahtar-Kavramlar”, çev. Özemre, 2020, s. 34. [8] Guenon, R. “Varlığın Mertebeleri”, Çev. Yalsızuçanlar V., sf 35, 2013. [9] Izutsu, “İbn Arabi’nin Fusus’undaki Anahtar-Kavramlar”, çev. Özemre, 2020, s. 47. Bknz: Kaşani: Fusus Şerhi, s. 3.

0 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Yeni Yılda Burçlar: Balık

Sevgili Balık burcu ve yükselen burcu Balık olanlar; 2020 senesi genel itibariyle zor ve dönüşümler içeren bir seneydi. Satürn, Plüton ve Jüpiter’in Oğlak burcunda yer almasıyla birbirileri ile kavuşu

Yeni Yılda Burçlar: Akrep

Sevgili Akrep burcu ve yükselen burcu Akrep olanlar; 2020 senesi genel itibariyle zor ve dönüşümler içeren bir seneydi. Satürn, Plüton ve Jüpiter’in Oğlak burcunda yer almasıyla birbirileri ile kavuşu

Yeni Yılda Burçlar: Terazi

Sevgili Terazi burcu ve yükselen burcu Terazi olanlar; 2020 senesinde Oğlak burcunda yer alan gezegenlerin sizin burcunuza yaptığı kare açılar ve bir çok sert gezegen hareketi sizleri de yıl genelinde

2021 © Starsandbeyond. Tüm hakları saklıdır.